29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kabul Töreni Konuşması

Nursel Berberoğlu 29.10.2019
Değerli Türk ve Avusturyalı Konuklarımız,
Hepinize en kalbi duygularımla hoşgeldiniz diyorum. En büyük bayramımızı birlikte kutlamak, bu büyük çoşkuyu hep birarada yaşamak için biraraya gelmiş bulunuyoruz.
Bugün, 23 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyetimizin 96. Yıldönümünü kutluyoruz. Onurluyuz, mutluyuz, umutluyuz. Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere ülkemiz için canlarını veren tüm şehitlerimizin ve gazilerimizin aziz ruhları önünde saygı ve minnetle eğiliyoruz.
Yıl 1919… Memleket savaşlardan yorgun, halk yılgındır. İngiliz mandası mı yoksa Amerikan mandası mı tartışmalarının olduğu zor zamanlardır. İçi vatan sevgisi ile dolup taşan, hürriyet sevdalılar ile bir yolculuğa çıkılacaktır. Bu yolculuk Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun başlangıcıdır.
Mustafa Kemal, gençlikle kıvanç duyduğunu, gençliğe güvendiğini, azınlıkta kalınsa bile mandanın kabul edilmeyeceğini, bir tek parolanın bulunduğunu, bunun da “ya istiklal ya ölüm” olduğunu ve değişmeyeceğini adeta haykırmıştır.Bu parola temelinde çıkılan kutlu yolda destanımsı bir Milli Mücadele ve Kurtuluş Savaşımız yer almıştır.
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak milli mücadeleyi başlattığında ve ardından, 9 Eylül 1922’de düşman İzmir’de denize dökünceye kadar devam eden müthiş varoluş mücadelesinde arkasında Türk milletinin sarsılmaz inanç ve azminin olduğunu biliyordu ve buna çok güveniyordu
Milli mücadele süreci içinde Erzurum (23 Temmuz-4 Ağustos 1919) ve Sivas ( 4 Eylül-11 Eylül 1919) Kongrelerini takiben 23 Nisan 1920’de milli iradeye dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve Meclis bütün dünyaya karşı, yayınladığı beyanname ile “egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğunu“ ve “Büyük Millet Meclisi’nin üzerinde hiçbir makam bulunmadığını” tüm dünyaya ilân etmişti.
Bu Meclis ve içinden çıkan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” yapısı ve işleyişi yönünden, aslında ismi konulmamış bir cumhuriyet yönetiminden farksızdı, ancak Milli Mücadelenin ve Kurtuluş Savaşının zaferle bitişinin ve Lozan Antlaşması‘yla bağımsızlığımızın tüm devletlerce onayını takiben, artık devlet yönetiminin daha açık biçimde isim alması gerekiyordu. İşte 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile bu husus da yerine getirildi ve Cumhuriyet ilan edildi.
Anadolu halkı eğilmez başına Cumhuriyeti taç yapmıştır Çünkü özgürlük ve bağımsızlık Türk milletinin karakteridir. Çünkü, Türk milleti de Mustafa Kemal gibi, vatanın varoluşunun, ilerlemesinin ve uygarlaşmasının özgür ve bağımsız olmaya bağlı olduğunu anlamıştır.
Kurtuluş Savaşımız, yürekli Türk halkının fedakârlıkları ve Mustafa Kemal’in askeri dehasıy sayesinde zaferle sonuçlandığında tüm dünya, hasta adam olarak nitelendirilen imparatorluğun küllerinden nasıl bir cumhuriyet doğduğunu önce şaşkınlık ama sonra hayranlıkla izlemiştir. Anadolu insanının büyük zaferi, sarsılmaz inanç ve azmiyle, demir gibi iradesiyle, kararlılığıyla ve özgür olma isteğiyle başarılmıştır. Zaferin Anadolu halkının ve askerlerinin çok üstün olan savaşçılık nitelikleriyle kazanılmış olduğunu dünya görmüş ve teslim etmiştir. Türk halkının mücadelesi dünyanın emperyalizm altında inim inim inleyen halklara esin kaynağı olmuştur ve pek çok ülke bağımsızlıklarını elde etmiştir.
Değerli Konuklarımız,
Cumhuriyet, halkın seçme ve seçilme özgürlüğünü, eşitliğini ve düşüncesini ön planda tutan bir yönetim şeklidir.
Cumhuriyet egemenliğin kaynağının millete yani cumhura ait olduğunu kabul eden devlet şekli demektir. Dolayısıyla, devletin temel organlarının seçimle iş başına geldiği bir yönetim biçimidir. Cumhuriyet bu niteliğiyle şüphesiz ki demokrasinin en gelişmiş şekli, demokrasi prensibinin en iyi uygulamasını sağlayan bir siyasi rejimdir.
Mustafa Kemal Atatürk, yeni kurulan cumhuriyetin dış politikasının temel ilkesini “yurtta barış, dünyada barış” olarak belirlerken, Türkün yurdunda barış içinde yaşamasının dünyanın da barış içinde olmasıyla mümkün olduğunu kastetmiştir. Dünyadaki olumsuz gelişmelere ülkemize ve insanlığa etki etmeden müdahale edilebilirse o zaman vatanımızda da dünyada da barışı sağlayabiliriz.
Bizlere düşen en büyük görev ve sorumluluk Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü savunmak, iç ve dış tehditlere karşı daima uyanık ve duyarlı olmaktır.
Dünyamız 194 haneli bir büyük toplumdur. Türkiye Cumhuriyeti bu büyük toplumun en saygın üyelerinden biridir. Ülkemizin 142 ülkede Büyükelçiliği vardır. Yine 13 uluslararası örgütte Büyükelçilerimiz görev yapmaktadır.
Başkonsolosluklarımızı da dahil ettiğimizde, 243 misyonla dünyanın ilk beş temsil ağından birine sahibiz.
Türk diplomasisi dünyada bir markadır. Bunu biz söylemiyoruz. Muhataplarımız bize söylüyor.
Günümüzde, dünyanın muhtelif bölgelerinde çatışmalar, derin ihtilaflar, yoğun istikrarsızlıklar ve kırılganlıklar mevcuttur.
Türkiye’nin menfaatleri, yurtta olduğu kadar, dünyada da verimli ve odaklı çalışmayı gerektiriyor.
Uluslararası ortam bakımından çevremizdeki bölgeler ve küresel ortam müthiş bir değişim yaşamaktadır. Dünyadaki siyasi, ekonomik ve teknolojik dönüşümler yüzeysel değil, derin ve kalıcı. Küresel barış, refah ve istikrarın korunması için tesisi edilen uluslararası kuruluşlar etkisiz kalmakta. İhtilaflı alanlarda otorite boşluğu oluşuyor. Bunu da en çok teröristler suistimal ediyorlar.
Ülkemize yönelik risk ve tehditlerle kararlılıkla mücadelemizi sürdüreceğiz. Böyle bir ortamda, muhtelif senaryoları hesaba katan, krizlere insani çözümler de üreten bir dış politika anlayışımız var.
Dünyada savaşların, darbelerin, çöken devletlerin, acı ve zulmün yaşandığı, kanın döküldüğü yerlerde Türk diplomatları vazifelerini kesintiye uğratmadan sürdürmekte, fedakârca ulusal çıkarlarımızı korumaktadırlar. Bölgesel ve küresel düzen ve istikrara diplomasi yoluyla da somut katkılarda bulunmayı sürdüreceğiz.
Dünyanın karşı karşıya bulunduğu sınamalara verdiğimiz yanıtlar sadece jeopolitik alanda değildir. Girişimci ve insani dış politikamızla yeni düşünceler, yeni girişimler, yeni hamlelerle ortaya çıktığımız bir dönemdeyiz.
Değerli Konuklarımız,
En değişmez ve en temel önceliklerimizden biri de hiç kuşkusuz vatandaşlarımızın, soydaş ve akrabalarımızın yanında olmaktır.
Yurtdışında, haklarını korumakla hukuken mesul ve manen de sorumlu olduğumuz, 6 milyonu aşkın Türk toplumu birçok Avrupa ülkesindeki Müslümanların çoğunluğunu oluşturmakta ve artan ırkçılık, ayrımcılık, yabancı düşmanlığı ve popülizme maruz kalmaktadırlar. Bu durum Avrupa’nın temel değerlerinin altını oymakta, demokratik kurumları ise kökten sarsmaktadır.
Avrupa Birliği ya kendi ilkelerinden uzaklaşmamasını tercih ederiz.
Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik hedefi devam etmektedir. Bu süreçte reformlar, iletişim, vize serbestisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve katılım sürecimizin önündeki engellerin aşılması, çalışmalarımızın ana boyutlarını teşkil edecektir.
Yurt dışındaki vatandaşlarımızın bulundukları toplumlara uyum sürecinin başarılı olması için eğitimden istihdama her alanda fırsat eşitliği ile hoşgörü, gerekmektedir.
Vatandaşlarımızın sorunlarının çözümü Büyükelçilik ve Başkonsolosluklarımızın asli görevi olmaya devam edecektir.
Biliyorsunuz, göçmen karşıtı eğilimlerin yükselişte olduğu bir dönemde, insani sorumluluğumuzun bilinciyle, 3,6 milyon Suriyeli olmak üzere 4 milyondan fazla yerinden edilmiş kişiye evsahipliği yapmaktayız.
Ortaklarımızdan, bu insani sorumluluğu yerine getirirken destek bekliyoruz.
Avrupalı ülkeler, Türkiye’nin sayesinde son 5 yılın en düşük göç ve iltica rakamlarına ulaştılar. Avrupa Birliği de taahhütlerinin tamamnını yerine getirmelidir.
Ortaklarımızdan terörle mücadele alanında da destek bekliyoruz. Artık terörle mücadelede çifte standart ve iki üzlülük bitmelidir. Terör bir insanlık suçu, tyerörle mücadele ise insanlığın ortak görevidir. Türkiye’nin verdiği mücadele, tüm insanlık için bir katkıdır ve bu nedenle desteklenmektedir.
Fetullah Gülen Teörist Örgütü ile mücadeleye yönelik çalışmalarımız aralıksız sürmektedir. FETÖ unsurları bulundukları ülkelerin güvenlikleri açısından da büyük risk oluşturmaktadır.
Böyle bir ortamda dış politikamızın çıpası, milli ve evrensel değerlerdir.
Devletimizin temel ilkeleri ve milletimizin iradesi bellidir. Biz demokrasiler ligindeyiz. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa ekonomisi, bireysel hak ve özgürlükler, çoğulculuk, laik ve sosyal devlet anlayışı CUMHURİYETİMİZİN temelidir.
Güçlü olan ve güçlü duran, Hakkın ve haklının yanında , gücüyle çeveresine ilham, yaralara merhem olan bir milletiz. Uluslararası toplumun sorumluluk sahibi,saygın bir mensubuyuz. Huzur, barış, istikrar ve refahın teminatı, mazlumların ümit ışığıyız.
Dünyanın en kıymetli emaneti bu VATANDIR! Tarihimizle, kültürümüzle ve medeniyetimizle emsalsiz bir milletin, köklü bir devletin, şanlı bir sancağın koruyucusu Cumhuriyetimizdir.

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.
Yaşasın Cumhuriyetimiz !

Atatürk

Pazartesi - Cuma

08:30 - 16:30

Vatandaşlarımız için müracaat saatleri 8:30 - 12:00 arasındadır. İşlemler için www.konsolosluk.gov.tr adresinden randevu almanız gerekmektedir. Başkonsolosluğumuza 13:30 -16:30 saatleri arasında telefonla ulaşabilirsiniz. Hukuk Danışmanımız Pazartesi ve Çarşamba günleri 09:00 - 11:30 saatleri arasında hizmet vermektedir. Başkonsolosluğumuza toplu taşıma ile ulaşım: - 13 numaralı otobüsle Bahnhof durağı - Trenle Wolfurt durağı
1.1.2020 Yılbaşı
6.1.2021 Avusturya Dini Tatili
5.4.2021 Paskalya
13.5.2021 Avusturya Dini Tatili
24.5.2021 Avusturya Dini Tatili
3.6.2021 Avusturya Dini Tatili
20.7.2021 Kurban Bayramı 1. Günü
26.10.2021 Avusturya Milli Günü
29.10.2021 Cumhuriyet Bayramı
1.11.2021 Avusturya Dini Tatili
8.12.2021 Avusturya Dini Tatili

+43 720 115890, +90 312 292 29 29